Fransa ve Almanya’nın Avrupa’nın 6. nesil savaş uçağını geliştirmek için yürüttüğü Geleceğin Muharebe Hava Sistemi (FCAS) projesi, iki ülke arasındaki liderlik mücadelesi ve tasarım anlaşmazlıkları nedeniyle sona erdi. Fransa projeyi tek başına sürdürmeye hazırlanırken, Almanya’nın İngiltere, İtalya ve Japonya tarafından yürütülen GCAP (Tempest) programına katılması gündeme geldi.
FCAS projesinde ortaklık sona erdi
The Guardian’ın haberine göre, 2018’den bu yana ortaklaşa geliştirilmesi planlanan FCAS 6. nesil savaş uçağı projesinde Fransa ve Almanya yollarını ayırdı.
Projenin sona ermesi, Avrupa’nın savunma alanında ortak üretim ve geliştirme hedefleri açısından önemli bir kırılma olarak değerlendiriliyor.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un aldığı kararın, Avrupa’nın ABD ve Çin karşısında savunma alanındaki rekabet gücünü artırmak için ortak projelere verdiği öneme de darbe vurduğu belirtiliyor.

Dassault Aviation ve Airbus arasında liderlik krizi
FCAS projesindeki anlaşmazlığın merkezinde Fransız Dassault Aviation ile Almanya merkezli Airbus Savunma ve Uzay arasındaki liderlik ve yetki tartışması bulunuyordu.
İki şirket, yeni nesil savaş uçağının geliştirilmesinde hangi tarafın daha fazla sorumluluk üstleneceği konusunda uzlaşmakta zorlandı.
Bunun yanı sıra Fransa ile Almanya’nın operasyonel ihtiyaçları da projede önemli bir ayrışmaya neden oldu. Uçak gemilerine sahip Fransa, donanmasının ihtiyaçlarına uygun daha hafif bir savaş uçağı isterken, uçak gemisi bulunmayan Almanya’nın ihtiyaçları farklılaştı.
Motor ortaklığı da sona erdi
FCAS’taki krizi derinleştiren gelişmelerden biri de motor alanındaki ortaklığın sona ermesi oldu.
Fransız motor üreticisi Safran ile Alman MTU Aero Engines arasındaki ortak motor geliştirme çalışmasının sonlandırılması, projenin geleceğine ilişkin soru işaretlerini daha da artırdı.
Fransa “Super Rafale” yoluna mı gidiyor?
FCAS ortaklığının sona ermesinin ardından Fransa’nın yeni nesil savaş uçağı çalışmalarını kendi imkanlarıyla sürdürmesi bekleniyor.
Dassault Aviation CEO’su Éric Trappier, şirketin Fransa için yeni nesil savaş uçağını tek başına geliştirebileceğini belirterek ilk gösterim uçağının en geç 2031’de havalanmasını hedeflediklerini açıkladı.
Sektör uzmanları ise Fransız projesinin tamamen sıfırdan geliştirilen bir platform yerine, insansız savaş uçakları ve “hayalet drone”larla birlikte görev yapabilecek gelişmiş bir Rafale türevi, yani “Super Rafale” konseptine dönüşebileceğini değerlendiriyor.
Almanya’nın gözü Tempest’te
FCAS’tan ayrılan Almanya için öne çıkan alternatif ise İngiltere, İtalya ve Japonya tarafından geliştirilen GCAP (Global Combat Air Programme) oldu.
Tempest olarak da bilinen program kapsamında yeni nesil savaş uçağının geliştirilmesi hedefleniyor.
Almanya’nın programa dahil olması halinde Berlin’in kurucu ortak olarak söz sahibi olup olmayacağı veya daha sınırlı bir üretim payına sahip müşteri konumunda mı kalacağı ise belirsizliğini koruyor.
İngiliz ve İtalyan tarafının Almanya’nın sağlayabileceği finansal katkıya sıcak baktığı, ancak yeni bir ortağın projeye dahil olmasının bürokratik süreçleri artırarak 2035’te planlanan ilk uçuş hedefini geciktirmesinden endişe edildiği belirtiliyor.
Avrupa’da savaş uçağı programları bölünüyor
Yaşanan gelişme, Avrupa’nın savaş uçağı geliştirme tarihinde daha önce yaşanan ayrışmaları da gündeme getirdi.
1980’lerde Fransa, ortak Avrupa savaş uçağı konsorsiyumundan ayrılarak Rafale projesini tek başına geliştirmişti. Almanya ve İngiltere’nin de aralarında bulunduğu diğer ülkeler ise daha sonra Eurofighter Typhoon programında birleşmişti.
Bugün ise Avrupa’nın önünde Fransa’nın kendi yeni nesil savaş uçağı çalışması, Almanya’nın olası GCAP katılımı ve mevcut Eurofighter programı olmak üzere farklı seçenekler bulunuyor.
Avrupa savunma sanayisi için maliyet endişesi
Savunma sanayisi uzmanları, Avrupa’nın aynı anda birden fazla yeni nesil savaş uçağı programını finanse etmesinin ekonomik açıdan ciddi bir yük oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.
Bir savaş uçağı programının maliyetlerini karşılayabilmesi için gereken yüksek üretim ve sipariş hacminin farklı projelere bölünmesinin, Avrupa savunma sanayisinin dış pazarlardaki rekabet gücünü azaltabileceği ve ABD karşısındaki konumunu daha kırılgan hale getirebileceği değerlendiriliyor.

